ForuMatrax

Sadece Gülün.. Hepsi Bukadar..
 
AnasayfaPortalliTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlKullanıcı GruplarıGiriş yap
En son konular
» Best speed dating company. Dating in gainesville.
Perş. Ağus. 04, 2011 5:43 am tarafından Misafir

» Medication In Carry On Luggagr
Perş. Ağus. 04, 2011 1:39 am tarafından Misafir

» Louis Vuitton
Çarş. Ağus. 03, 2011 7:01 pm tarafından Misafir

» barleans fish oils
Çarş. Ağus. 03, 2011 2:03 pm tarafından Misafir

» Wellnigh as frugal as download
Çarş. Ağus. 03, 2011 8:04 am tarafından Misafir

» apap codeine anti-inflamatory
Çarş. Ağus. 03, 2011 7:09 am tarafından Misafir

» Metformin, such beginning plant-derived
Çarş. Ağus. 03, 2011 6:38 am tarafından Misafir

» health benefits of fish oil pills
Ptsi Ağus. 01, 2011 9:18 pm tarafından Misafir

» x-Hack hack you
Ptsi Ağus. 01, 2011 9:02 pm tarafından Misafir

En iyi yollayıcılar
Admin
 
Aşkböcüü
 
DESQUAR
 
mamisa
 
salak_insan
 
MurciéLaGo
 
Delikurt
 
m|2v
 
35tAm35
 
dere otu
 
Anket
Bir bayan ideal boy sizce kaç cm olmalı?
159cm ve aşağısı
0%
 0% [ 0 ]
160-164
0%
 0% [ 0 ]
165-169
43%
 43% [ 3 ]
170-174
43%
 43% [ 3 ]
175-179
14%
 14% [ 1 ]
180cm ve daha fazla
0%
 0% [ 0 ]
Toplam Oylar : 7

Paylaş | 
 

 Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'la Yapılan Son Röportaj

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 540
Yaş : --
Rep Puan Gücü : 407934
Kayıt tarihi : 18/09/07

MesajKonu: Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'la Yapılan Son Röportaj   Ptsi Eyl. 24, 2007 2:56 am

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün 67 yılında rahmetle anarken, şair ile vefatından önce yapılan son röportaj ortaya çıktı. İşte Üstat'ın Yedigün dergisinde 1936'da yayımlanan son ropörtajı:

M.Akif TBMM’nin kendisine verdiği 500 liralık büyük ödülü ret ederek kışın paltosuz bir şekilde vatanına hizmet etmiş gizli kahramanlarımızdandır. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Şair Temmuz 1936 yılında Yedigün dergisi adına muhabir –yazar Kandemir bey Taksim`deki Mısır apartmanında hasta yatağında yatan M.Akif Ersoy’u ile röportaj yapmak için merdivenlerden çıkarken M.Akif ile vefatından önceki son röportajı yapacağını bilmez.

69 yıl sonra bu röportajı arşivlerden bulup sizin için tekrar gün yüzene çıkartık.

Türk Edebiyatına son devrin çok güzel şiirlerini hediye eden büyük şair Mehmet Akif vatandan on bir senelik bir ayrılıktan sonra tekrar aramıza kavuştu.Fakat İstiklal Marşı’nın milli his,milli heyecan ve milli şiir yaratan bu büyük şairi akif yurda hasta döndü.Şimdi hastanede tedavi altındadır.Yedigün muharriri Akif’le konuştu.Onun yurttan ayrı yaşadığı günlerdeki hatıralarını,intibalarını topladı.

Günün birinde sessiz sedasız yola revan olarak vatan ufuklarını aşan şair Mehmet Akif, tam on bir yıl süren bu uzun seferin sonunda,işte bembeyaz bir hastane odasının bembeyaz bir yatağında solgun,mecalsiz ve bitap yatıyor.Başucundaki sandalyeye oturdum. Ak kılların çerçevelediği bu sapsarı yüze,bu gevşemiş,şarkmış çizgilere bu yorgun ve dalgın gözlere bakıyorum, zaman denen şeyin kudretini hayat denen efsanenin sırrını bilmek istiyorum,sonra yavaşça soruyorum

-Özledin mi bizi üstat ?

dudaklarını hiç kıpırdatmasaydı hiç ses çıkarmasaydı bile,bu zehir gibi gülümseyişiyle her şeyi söylemiş olurdu.

Özlemek mi oğlum..Özlemek mi ?

Bu acının büyüklüğünü bir daha kendi içinde görmek ister gibi gözlerini yumdu, sonra kesik kesik konuştu;

Mısır’dan üç gecede geldim. Bu üç gece otuz asır kadar uzun sürdü..Orada on bir yıl kaldım ..fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım çıldırırdım…

-Hasret

Kupkuru dudaklarında kendi gibi solgun bir ses sızıyor;

-….Çok acı…

-Ya kavuşmanın sevinci ?

-Onu sorma oğlum…Onu ben kendi kendime bile soramıyorum..ancak yazık ki vapurdan çıkar çıkmaz yatağa düştüm.hiç bir şey göremedim.

-Ve kendi kendine söylüyor;

-Cennet gibi yurdumdayım ya..Çok şükür.

Hastalığı akla geliyor;

Karaciğerim, dalağım şişmiş..geldik, yattık burada .Müşahede altına aldılar, bakalım ne olacak?

Eski hatıralarını deşiyorum.Milli Mücadele’nin ilk günlerinde Ankara istasyonunda karşılaşışımız hatırlıyorum.

Evet diyor.İstanbul’dan, mücahede aleyhine fetva çıktığı gün ayrılmıştım.Üsküdar’dan araba ile şimdi ismini hatırlayamadığım bir köye gittik, oradan’Cuma’yı tuttuk.O zaman Adapazarı’nda karışıklıklar vardı, kenarında geçtik, kah öküz arabalarıyla, kah beygirlerle lefke’ye geldik ve trenle Ankaraya ulaştık..

Ankara Yarabbi ne heyecanlı gün..Ya Sakarya günleri..fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla ye’se düşmedik. Zaten başka türlü çalışabilir miydi ? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz..Fakat imanımız büyüktü’

Yorgun ,susuyor..

-İstiklal marşı`nı nasıl yazdınız ?

Yavaşça yatağında doğruluyor, yastıklara yaslanıyor sesi birden canlanıyor;

-Doğacaktır, sana vaat ettiği günler hakkın!...

Bu ümitle, imanla yazılır.O zamanı düşünün..İmanım olmasaydı yazabilir miydim.zaten ben,başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez.İçimde ne varsa,bütün duygularım yazılarımdadır..Şu var ki’İstiklal Marşı`nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır’

Ve gözleri, yemyeşil Şişli sırtlarında, dilinde bir dua gibi aynı nağme titriyor.

Kim bilir belki yarın,belki yarından da yakın

-Ya büyük zafer üstadım..O anda ne duydunuz ?

Kalbi durmuş gibi sarsılıyor, sonra bir anda yeniden canlanmış gibi nereden geldiği bilinmez bir ışıkla gözlerinin içi gülerek;

-Ah diyor;

Ve bir lahza bırakıyor kendini bu essiz sevincin koynuna..Dalıyor

Ve ,sesini ta içiten dudaklarına dökülüşünü seziyorum;

-Allahım ne muazzam zaferdi o’ ortalık hercümerç oldu… Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu. Tekrar gözlerini yumuyor.

-ve biz mest olduk !...

-O zaman bir şey yazmadınız mı ?

-Artık benim ne düşünecek,ne duyacak,ne yazacak hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı… Bizim dilimiz tutulmuştu.Ordu, bizzat yazıyordu.

Üstadı ziyarete gelenler, görüşmemize ikide bir birde fasıla veriyorlar.Hastabakıcı hemşirenin getirdiği yemek tepsisi odayı bir parça boşaltıyor,şimdi ,o ağır ağrı çorbasını içerken bir yandan da benimle konuşmak nezaketini gösteriyor;

-Mısırda nasıl vakit geçirdiniz ?

-Kahire’nin yirmi beş kilometre cenubunda Helvan vardır. Sakin asude bi köşedir. Orada oturdum.

Zaten,tab’an münzevi bir adamım.gürültüyü sevmem.İstanbul’da iken de böyle idim. Mısır’da da darülfunun işi çıkıncaya kadar Helvan ‘da yaşadım.son zamanlarda kahireye indim.

-Sevdiniz mi mısır’ı ?

-Var güzel tarafları var.. Bilhassa kışın..hoş yazın da sıcak iklimlerde bulunduğum için muzdarip olmazdım.Orada sıcak da sürekli değişir, evler de ona göre yapılmıştır. En sıcak günlerde odaların harareti yirmi sekiz, otuzdan fazlaya çıkmaz..fakat bir yaz günü İstanbul… Bu doğup büyüdüğüm ,büyün dostlarımın yaşadıkları İstanbul, hele Boğaz gözlerimin önüne gelince…

-Mısır’da neler yazdınız ?

Geçmişten adam hisse kaparmış..Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi ?

Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi ?

Ve üstadın Helvan’sa yazdığı

‘Firavunla Yüz Yüze’s,nden şu son parçayı alıyorum;

Bileydim,ey koca Mısır’ın ilahi uryanı!

Mezara, heykele ait bütün bu velveleler

Bekan için mi hakikat ? Meramın oysa, heder;

Evet, bütün beşerin hakkıdır beka emeli

Fakat bu hakı ne taştan, ne leşten istemeli!

-Kolay mı yazarsınız ?

dudaklarına götürdüğü bardağı yana çekerek;

-hayır..diyor

Ve suyunu içtikten sonra, devam ediyor;

-Çok uğraşırım..Epeyi çalışırım..Mevzuu uzun boylu kafamda işlerim..nihayet kağıt üzerine naklederken de hayli yorulurum..

-zevklerinizi sorabilir miyim üstadım ?

Hafifçe gülümsüyor.ve ‘ zevk’ diye dünyada bir şey var mı der gibi yüzüme bakıyor;

-Zevk mi.Benim zevklerim mi ? eğer sevdiği eserleri okumak, hoşlandığı mevzuları yazmak için uğraşmak, nihayet düşünmek, yapayalnız, bir köşeye çekilerek, sessiz sedasız düşünmek bir zevkse..eh benim de zevklerim var demektir.

Çorbasından başka bir şeye el sürmeyen şaire, hastabakıcı hemşire, yalvaran bir sesle öteki yemekleri gösteriyor.;

Siz yorulmayın..ben vereyim.

-Yiyemeyeceğim..

-Bir parça sütlaç..

-Mümkün değil..Rica ederim ısrar etmeyin..

ve bana dönüyor.

Eskiden beri yemekle başım hoş değildir..Sigara da içmem..

Şimdi doktorlar zorla ye deyip duruyorlar..zorla ne olur ki, yemek yenebilsin.

Tekrar yatağına geçince, ben de vedaya hazırlanıyorum.ve ayak üstünde soruyorum:

-Neler yazacaksınız?

-biraz kendime gelirsem,yazacak şeylerim hazır..

eliyle birkaç defa başına vuruyor.

-Var kafamda hazırlanmış mevzularım

-Ya en son yazınız ?

-Mısır’da geçen sene bir resmimi çekmişlerdi. Güneşli bir hava idi gölgem de upuzun,kumlarda duruyordu.Bu resmin altına şöyle yazmıştım;

Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiç biri yok

Sen mi kaldın yalnız, kafileden böyle uzak

Postu sermekse meramın yola, serdirmezler

Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak

Ve kupkuru kalın dudaklar birbirine yapışıyor…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'la Yapılan Son Röportaj
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» bill ve tomun arasındaki 9 fark

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ForuMatrax :: Türkiyem :: Tarihimiz :: Genel Tarih-
Buraya geçin: